Mardin Artuklu Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Doç. Dr. Necmettin Acar, İsrail'in mezhep temelli fay hatlarını derinleştirerek Orta Doğu'yu nasıl bir stratejik çıkmaza sürüklemeye çalıştığını ele aldı. Acar, ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırılarını sadece askeri bir çatışma olarak değil, Orta Doğu'da köklü ve stratejik parçalanmayı derinleştiren bir siyasi operasyon olarak değerlendirdi.
İsrail'in bölgedeki mezhepsel gerilimleri, çevresindeki Arap coğrafyası ile olan rekabet ve husumetleri işlevselleştirerek, kendi güvenlik algısını artırma çabası olarak görmek mümkün. Bugün yaşanan saldırılar, mezhepsel çatışmaları tahrik ederek iki taraflı bir istikrarsızlık mekanizması oluşturmayı amaçlıyor. Bu durum, devletlerin iç siyasetine yansıyarak, bölgesel güçleri kendi iç krizleriyle uğraşmaya zorlayarak, İsrail için bir manevra alanı yaratıyor.
Acar, ayrıca İsrail'in genişleme hedefine ulaşmak için tarihsel olarak 'Lebensraum' kavramını benimsediğini belirtiyor. Bu kavram, devletlerin varlığını sürdürebilmesi için coğrafi olarak genişlemesini zorunlu kılan bir yaklaşımdır. İsrail'in bu stratejisi, yalnızca dini bir motivasyonla değil, aynı zamanda enerji kaynaklarına ve askeri manevra yeteneğine ulaşma mücadelesi olarak değerlendirilmelidir.
Ne Oldu?
İsrail, 28 Şubat'ta İran'a yönelik başlattığı saldırılarla yalnızca askeri bir rakibi zayıflatmayı değil, aynı zamanda bölgesel çatışmaları derinleştirerek bir çözülme süreci başlatmayı hedefliyor. Bu durum, Tel Aviv'in mezhepsel gerilimleri bilinçli bir şekilde derinleştirerek, İran'ın etkisini azaltmaya yönelik bir strateji izlediği anlamına geliyor.
Bu Ne Anlama Geliyor?
İsrail'in bu stratejisi, bölgedeki mezhep çatışmalarını derinleştirerek, kendi güvenliğini artırmayı ve 'yaşam sahası' oluşturmaya yönelik bir adım olarak değerlendiriliyor. Mezhepsel gerilimlerin tırmanması, bölgedeki ülkelerin iç siyasi dengelerini sarsarak, bu ülkeleri kendi iç krizleriyle meşgul edecek ve dolayısıyla İsrail için daha az dirençli bir ortam yaratacaktır.
Kimleri Nasıl Etkiler?
Bu strateji, özellikle İran, Suudi Arabistan, Bahreyn gibi ülkelerdeki Şii toplulukları etkileyebilir. Bu ülkelerdeki Şii nüfusun sürece katılımı, iç istikrarsızlık riskini ciddi şekilde artırabilir. Ayrıca, Körfez ülkeleri ile İran arasındaki düşmanlık, bölgedeki diğer devletler üzerinde de etkili olabilir, bu da bölgesel güç dengesini değiştirebilir.
Güncel Tablo
| Ülke | Mezhepsel Dağılım | Olası Etki |
|---|---|---|
| Suudi Arabistan | %85 Sünni / %15 Şii | İç istikrarsızlık riski artar. |
| Bahreyn | %70 Şii / %30 Sünni | Şii toplulukların etkisi artar. |
| İran | %90 Şii / %10 Sünni | Askeri misillemelere maruz kalabilir. |
Ne Yapmalı?
Bölgedeki mezhepsel ayrışmaların risklerini azaltmak için, kapsayıcı bir güvenlik diyaloğu ve iç siyasi bütünleşme politikaları hayata geçirilmelidir. Türkiye'nin bu konuda dengeli ve işbirliğine dayalı bir yaklaşım sergilemesi, bölgesel aktörleri bir araya getirebilir ve mezhepsel gerilimlerin artırılmasını zorlaştırabilir.